Anasayfa Hakkımızda Refleksoloji Nedir Evde Hizmet Sağlık Refleksolojisi    Engelli Refleksoloji    Cinsel Refleksoloji    Makaleler     İletişim         
Makaleler    
Bizden Makaleler
05.07.2008 - REFLEKSOLOJİYE FARKLI BİR TANIM VE YAKLAŞIM
05.07.2008 - REFLEKSOLOJİ
12.07.2008 - 12 ASIR ÖNCE ÇİZİLMİŞ GÖZ VE BEYİN ŞEMASI
12.07.2008 - BEYİN TÜM ZİHNİ FAALİYETLERİN KAYNAĞI MIDIR?
12.07.2008 - BEYİN - VÜCUT ARMONİSİ
12.07.2008 - BEYİNDEKİ KISA DEVRE
12.07.2008 - YENİ BEYİN TEORİSİ VE EĞİTİM
12.07.2008 - MODERN BİLGİSAYARLA BEYİN ARASINDA BİR MUKAYESE
12.07.2008 - BEYİN FIRTINASI VE TİNK TANKLAR
12.07.2008 - UZAKTAN ALGILAMA
12.07.2008 - BURDON DİKKAT TESTİ
12.07.2008 - KONUŞMA YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLAR İÇİN ÖNERİLER
12.07.2008 - ÜSTÜN ZEKALI ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ
12.07.2008 - YAZILI İFADE BOZUKLUĞU
12.07.2008 - TURNER SENDROMU İLE İLGİLİ BİLMEK İSTEDİKLERİNİZ
12.07.2008 - RUH VE BEDEN ARASINDA BİR KÖPRÜ EPİFİZ
12.07.2008 - SİNİR SİSTEMİ
12.07.2008 - BURUN NEDEN İKİ DELİKLİDİR ?
12.07.2008 - KALP İÇİN ŞİFALI BİTKİLER
12.07.2008 - PANİK ATAĞI TETİKLEYEN DURUMLAR
12.07.2008 - PANİK ATAK SIKLIĞI VE KRİTERLERİ
13.07.2008 - ÖZÜRLÜLERİN ÇALIŞMA YAŞAMINA KATILIMI
13.07.2008 - ÖZÜRLÜLER KANUNU
13.07.2008 - ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ
13.07.2008 ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ

KİTAPLARIMIZ
 
E-Bülten
 Ad Soyad :  
 E-Posta   :
ekle    çıkar
Anket

Sizce Refleksoloji Faydalı bir Uygulama mı?


Anket Sonuçları Yükleniyor. Lütfen Bekleyin ...

» Önceki Anket Sonuçları
12.07.2008 - BEYİNDEKİ KISA DEVRE

BEYİNDEKİ KISA DEVRE

İnsanoğlunun en kompleks ve en az bilinen organı ve bütün duyularımızın merkezi olan, beynimiz üzerinde yapılan araştırmalar her geçen gün hızlı bir şekilde artmaktadır. Organik maddelerin, tesadüflere imkan vermeyecek bir komplekslik içinde müthiş bir dizayna bağlı olarak, ilim ve kudreti gösterdiği bu organımızın yaratılışındaki sırların büyüklüğü hakkında, bilim adamları arasında ittifak vardır. Beynin hangi bölgesinin hangi faaliyetlerle alakalı olduğunu belirlemek için yapılan araştırma ve gözlemlerden anlaşıldığı kadarıyla, beynimizin belirli bölgelerinin hususi vazifelere göre hazırlanmış olduğu fark edilse bile, birçok merkez çok kompleks ve özel yollarla birbiri ile irtibatlandırılmıştır. Dolayısıyla bir hayal, bir koku veya görüntü ile beynin ilgili merkezi yanında birçok dolaylı merke-zinde bilemediğimiz tesirler açığa çıkmaktadır. Beynimizi teşkil eden hücreler (neuron) arasındaki haberleşme ve diyaloglar, bu hücrelerde üretilen elektrik akımları vasıtasıyla yürütülmektedir.

Bazen yollarda, düşmüş, çırpınan ve kafasını yere vuran veya ağzı köpürürek yarı baygın halde yatan insanlar görürüz. Bu kişilerin başına toplananlar da hastanın ellerini oğuşturur veya soğan koklatırlar, kendini yaralamaması için kafasını tutarlar. Üzülerek seyrettiğimiz bu manzara, çoğumuzun bildiği gibi sara veya tıp tabiriyle epilepsi hastalığıdır. Beynin elektrik faaliyetlerini ayarlayıcı bir sistem üzerinde yapılan çalışmalarla inşa-allah, bundan sonra sara krizlerini önleme imkanı sağlanacak gibi görünüyor. Hiçbir ilacın önüne geçemediği bu korkunç hastalıktan muzdarip insanlar için büyük bir umut doğdu.

Medyanın çok güncelleştirdiği Parkinson veya Alz-heimer hastalıklarının ötesinde, sara hastalığı, dünyada en yaygın nörolojik (sinir sistemine ait) rahatsızlıktır. Hatta, hastahanelerin nöroloji servislerinde başlıca kabul sebebi niteliği taşımaktadır.

Bu hastalıktan dünyada 50 milyon kişinin muzdarip olduğu tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde, toplam nüfusun % 0,5-1'ine zarar verdiği sanılıyor. Sara hastalığı ile savaşan Amerikalı bir kurum, her sene 125.000 yeni sara vakası teşhis etmektedir. Fransa için bu rakam 400.000-500.000 arasında değişmektedir. Sara hastalığına karşı ilaç yapımı, bu hastalığa tesirli ilaçların sayısının bir elin parmakları kadar olması sebebiyle zaten çok sınırlıdır. Ayrıca mevcut bazı ilaçların kısmi tesirlerinin de her zaman ilmi olarak açıklanamadığını da hatırlatmak gerekir!

Sessiz Kalma Tercihi

Bugünlerde Fransa'da, tedaviye cevap vermeyen hastaların sara nöbetlerini iyileştirme kapasitesi ispatlanmış bir cihaz geliştirilmiş bulunmaktadır. Söz konusu cihaz, sara nöbetlerinin temelinde bulunan ve beynin bazı bölümlerinin yaydığı akımın boşalmalarını kontrol eden elektrik uyaranlarını, uygun aralıklı bir tempo ile beyne gönderir.

Kalp üzerinde bulunan ve kalbin otomatik atımlarını uyaran merkez gibi, beynin de çalışma hızını ayarlayan "pacemaker" (otomatik düzenleme merkezi), bu cihazla kontrol altında tutulmaktadır. Bu yeni icatla yapılan tedavi, sara hastalığının ilaç yoluyla tedavilerinden daha fazla pahalı değildir.

Sara hastalığı hakkında sürdürülen sessiz kalma durumunun sebebi, günümüzde sahalarında çok ender bulunan uzmanlaşmış si-nirbilimcilerin ve sara hastalığı uzmanlarının, bu hastalıkla ilgili az malumata sahip olmalarıdır. Sözü edilen hastalığın yirmi kadar farklı sebebi vardır ve değişik kriz nöbetleriyle kendisini göstermektedir. Olayların % 70'inde (beynin herhangi bir bölgesindeki) kaynak bilinse bile, bu nöbetlerin niçin meydana geldiği açıklanamamaktadır.

Herkes bu hastalık hakkında konuşmak yahut "açıklığa kavuşturmak" yerine, meselenin üzerine usulca perde çekmeyi tercih etmektedir. Çoğu zaman da yanlış olarak, bu hastalık bir akıl hastalığı gibi kabul edilmektedir. Bazen de, hastanın vicdanını rahatlatmak maksadıyla, bazı "dahi" kişilerin de (Sezar, Flaubert, Dostoyevski gibi) bu rahatsızlığa yakalandıkları hatırlatılır ve sonra da başka şeylerden bahsedilir. Halbuki, bu hastalık insanların hayat tarzını bozmakta ve korkutmaktadır. Birçok hasta için ise, kendine güven kaybına yol açmaktadır.

Peki, sara hastalığı hakkında ilmi olarak ne biliyoruz?

Bu, ömür boyu süren bir hastalıktır; sebebini bilmediğimiz bir şekilde kimi sara hastalan yılda sadece üç nöbet geçirirken kimi hastalar da günde yüz nöbet geçirmektedir! Bu nöbetlerin büyük çoğunluğu iyi huylu olup, beynin bir bölgesinin (lokalize sara hastalığı) hasarından veya çalışma bozukluğundan ileri gelmektedir (Resim 1). Epileptojen (sara üreten) denilen bu bölgelerin ameliyatı çok nadir yapılabilmektedir; çünkü ya erişilemeyecek durumdadırlar veya felç gibi, çok daha önemli sakıncalara yol açmadan, cerrahın bu bölgelere dokunamamasındandır. Beyin normal çalışırken, bu bölgelerde ortaya çıkan kısa süreli elektrik düzensizlikleri veya "kısa devreler" türünden akım boşalmaları, sara nöbetlerini başlatmakta ve bunları önceden tahmin etmek de henüz imkansız görülmektedir. Vücut ile beyin arasındaki uyumun geçici bir süre için bozulmasından kaynaklanan kesintisiz nöbetleri hastalar genellikle nöbetin gelişinden hemen önce bir ikaz işareti ile haberdar olurlar. Bu da genel bir özellik olarak, "acayip bir tat", "kötü bir his" ve bir karıncalanma hissi ile kendisini gösteren "esinti" hissidir.

Güçlükle Tanımlanabilen Beyin Yaraları

1999 senesinde, sara hastalığı hakkında ilmi olarak söylenebileceklerin hepsi işte bu kadar. Aslında ne kadar da az! Deneylere dayanarak, hastalığın belirtileri ve çeşitli tezahürlerinin, nöbetlerin gözlemlenmesi sayesinde, sara hastalığı uzmanları dört sınıf ve üç sebebe bağlı 20'den fazla sara nöbeti tipi bulunduğunu müşahede etmişlerdir. Bu durumda bir tek sara hastalığı değil, birçok sara hastalığının mevcut olduğunu söyleyebiliriz.

Bu nöbetlerin ancak % 30'u kaynağı bilinen nöbetler olup, beynin yaralanmalarına bağlıdır. En sık karşılaşılan sebepler ise kafatası yaralanmaları, beyin urları, beyin kanamaları, kurşun zehirlenmesi veya alkolizm; menenjit, beyin iltihabı (virüsten kaynaklanan), difteri ve daha nadir görülen, kabakulak, kızamık ve diğer çocuk hastalıklarıdır.

Sara nöbetleri kısmi ve genel nöbet olarak iki bölüme ayrılabilir. Kısmi nöbetler, beynin özel bir bölümünden kaynaklanmakta ve bir kolun ya da bir bacağın adale sarsıntısı, dudakların gelişigüzel birbirine çarpması gibi fiziki davranışlarla ortaya çıkmaktadır. Bu nöbetler birkaç dakikadan başlayıp uzun süre devam edebilirler. Sertlik durumlarına göre, hastanın tepkisi vücudun sadece bir kısmında (basit kısmi nöbet) ya da aynı anda birçok kısmında görülebilir ve şuur kaybına (tam kısmi nöbet) yol açabilir. Genel nöbetler, beynin iki yanına yayılmış olanları ihtiva eder ve çoğu zaman şuur kaybına yol açan feci çırpınmalara sebep olur. Sara hastalarının % 39'u genel nöbetlerden muzdarip olurlar.

Kurtulmak İçin Dört Molekül

Nöbetlerin birçok kategoride sınıflandırılması yapılabilir:

- Güç kaybından kaynaklanan nöbetler: Bunlar genellikle bacaklardaki adale gücünün ani, geçici kaybı sonucu insanın düşmesi ile kendilerini gösterir.

- Dalgınlık nöbetleri: Bunlar fark edilmesi zor olan ve çok kısa süren, birkaç saniyelik şuur kaybına yol açan nöbetlerdir. Çocukluk döneminde daha fazla görülebilirse de yetişkinlerde de ortaya çıkabilir.

- Kas çarpıntısı nöbetleri: Bu nöbetlerden muzdarip kişiler, yaklaşık bir dakika süren kas sarsılmaları hissederler.

- Kas kasılması-bölünme nöbetleri: Bunlar, bütün vücudun sertleşmesi sonrası kas sarsılmaları ve kasılmalarının ortaya çıkmasıyla kendisini gösteren nöbetlerdir. Bu nöbetlerin kurbanları şuurlarını kaybedebilir ve idrarlarını kontrol edemeyebilirler.

Bu sıralama, sara hastalığının hastanın hayatına yasaklayıcı sınırlar getiren ve sakat bırakabilen bir rahatsızlık olduğunu gösterir. Nöbet tehlikesine karşı kullanılan ilaçların yan tesirleri, hastaların fiziki, ruhi ve içtimai huzuru üzerinde ağır bir yük oluşturur. Nöbetlerini kontrol altına alamayan hastalar, okula gitmekte, sürücü ehliyeti almakta ve iş sahibi olmakta zorluk çekerler. Başkalarına karşı bir bağımlılık duygusu geliştirirler ve kendilerine olan itimatlarını sık sık kaybederler. Bu hastaların aileleri belirsizlik içinde yaşarlar; zira, bu hastalarda açıklanamayan ani ölüm, kaza sonucu ölüm ve intiharla ölüm riski, normal insanlardaki ortalamanın üstünde bir durum arz eder.

Bu kadar çok çeşitli nöbetleri olan bu hastalığa karşı mücadele etmek için tamamen de çaresiz değiliz. Bazı tip vakalara çok iyi gelen ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçların neyin üzerinde ve nasıl tesirli olduğunu, her zaman iyi bilemiyoruz. Temelde, bir araya getirdikleri dört molekül ile sınırlanabilirler. Bunlar, carbamazepin, valpro-at, phenytoin, pheno-barbitol molekülleridir. Fakat, bu ilaçlar bazı sara türlerine karşı tesirli değildir. Ayrıca, bir ömür boyu alınacak olan bu ilaç listesi, nöbetlerin sebeplerini değil, belirtilerini giderir.

Son olarak, halihazırdaki tıbbi uygulama, arzu edilmeyen sonuçları en aza indirmek ve tedavinin gittikçe artan bir şekilde tesirini azaltan, alışkanlık tehlikesini sınırlamaktan ibarettir. Söz konusu arzu edilmeyen sonuçlar; beynin yavaşlaması, uyuşukluk hatta uyuklama durumu, dikkatini toplama zorlukları gibi hususlardır.

Hiçbir Tehlike Yok

Böyle kara bir tablo karşısında, yüz yıldan beri ilk defa, sara hastalığının tedavisinde yeni bir yaklaşımın haberi ümit ışığı doğurdu. Amerikan Cyberonics şirketinin sunduğu bu nevro-sibernetik protez (NCP) sisteminin, tedaviye cevap vermeyen sara türlerinde bile tesirli olduğu ispatlanmıştır. Hiç bir derdi devasız bırakmayan kudreti sonsuz Rabbimiz bu sefer de ilim adamlarına bir cihazı icat imkanı vermiştir.

Klinik devre öncesi on yıldan fazla bir süredir yapılan araştırma ve incelemeler sonucu ortaya koyulan bu cihaz, ilk önce Avrupa Birliği, sonra da ünlü ve sert kuralları bulunan Amerikan Gıda ve İlaç Kurulu tarafından tasdiklenmiştir.

NCP sisteminin ilk kuruluşu 1988 yılında oldu. O zamandan beri 24 değişik ülkeden 1.000'den fazla sara hastası bu sisteme girdi. Bu sistemi kullanan hastaların yarısında sara nöbetlerinde % 20'lik ani bir düşüş görülürken, on sekiz aylık bir süre sonrasında % 50'den fazla bir nöbet azalması tespit edilmiştir.

Ayrıca, idrak ile ilgili davranışlara veya hissiyata dair arzu edilmeyen tesirleri bulunmamakta ve sara hastalığına karşı kullanılan ilaçların herhangi bir zehirleme tehlikesinden de uzaktır. Bu sistemin zamanla azalmayan tesir özelliği de mevcuttur.

Basit ve Tehlikesiz Yerleştirme

Vagus sinirinin uyarılmasına dayanan tedavi, her beş dakikada bir elektrik akımı yayımından oluşmaktadır. Bu yayım 1,25-2,5 miliamper yoğunluğunda, 30 hertz frekansında ve 50 nanoseconde (1 nanoseconde = 10^9 saniye) süresindedir. Bu cihazın vücuda yerleştirilmesi son derece kolaydır. 55 gram ağırlığında ve küçük bir cep saati ebadında bir jeneratörden ibaret olan aleti, vücuda yerleştirebilmek için iki neşter darbesi yeterlidir. Biri kürek kemiği hizasında jeneratörü ve pilini yerleştirmek üzere, diğeri vagus siniri üzerine e/ektrot/an yerleştirmek için boynun sol tarafına küçük bir kesik atılır (Resim 2). Cerrahın gerçekleştireceği bir "geçit açma" işlemi elektrotları pile bağlama imkanı verir.

Peki niçin vagus siniri? Çünkü, beyin ile iç organlar arasındaki faaliyetleri, en kuvvetli bir şekilde denetlemekle vazifelendirilmiş olan, bu sinirdir. Bu, hem hareket ettirici hem de duyu alıcı olarak iş gören bir karma sinirdir. Söz konusu sinir esas olarak % 85 oranında yaygın -yani vücudun alt kısmından üst kısmına bilgileri nakleden tellerden müteşekkildir. Bu teller, merkezi sinir sisteminin ortasında etrafa geniş bir şekilde dağıtılmış durumdadır. Akciğerlere, kalbe, ana atar damara, bağırsağa, vs... bağlıdır. Beyin sapındaki yapılara bilgileri naklederler. Bu yapılar, sara nöbeti boşalmalarını meydana getirmekteki kapasiteleri ile tanınmaktadır.

Vagus sinirinin yaygın telleri sayesinde sara nöbetlerini oluşturan bölgeler üzerinde etki göstererek beyin faaliyetinin değiştirilmesinin başarılması, önleyici bir tedavi niteliği arzetmektedir. Sara nöbetlerinin temelindeki ani elektrik boşalmalarını gereksiz kılmak suretiyle beynin elektrik faaliyeti değiştirilebilmektedir.

Bu yeni tedavinin maliyeti, 50 bin franklık peşin bir maliyetin yanı sıra, her beş yılda bir pilin değiştirilmesi mecburiyetini getiriyor. Bu ise, geleneksel ilaçlarla tedavinin masrafına aşağı yukarı denk düşmektedir. Fakat bu sistemin, diğer ilaçlar gibi hastaya zarar verici yan tesirleri yoktur.

Beyin gibi en hayati organımızla ilgili bu tip hastalıklar eskiden insanı aciz bırakan bir karakterde iken, zamanla geliştirilen bu tedavi metotları sayesinde acılı aileler ve kırık gönüller bu hastalıkla olan imtihanlarını inşaallah bundan sonra daha kolay geçirecekler gibi görünüyor. Allah'ın yarattığı en eşsiz sanat eserlerinden biri olan insan beyninin sırlarına, yine onun verdiği ilimle daha derinliğine nüfuz edebilirsek, hem daha başka hastalıkların çaresini bulabilir, hem de maddi yapısı ile %90'ı su olan pelte şeklindeki beynimizin nasıl eşsiz bir sanat eseri olduğunu, yine beynimizle, daha iyi idrak edebiliriz.


Mahmut Özkan


12 Temmuz 2008 Cumartesi

Tüm Hakları Saklıdır Refleks Center